10.07.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Müslim Sarı:
- “Tehdit algılamasının NATO açısından belirsiz bırakıldığı; Asya Pasifik, örneğin Çin Halk Cumhuriyeti'nin NATO nihai belgesinin içinde yer almadığını, dolayısıyla tehdit algıları üzerinden NATO'nun 3.0'a geçtiği bir toplantı olduğu şeklindeki değerlendirmelerin yetersiz kaldığını görüyoruz. Aslında bu NATO 3.0 değil NATO 2,5'tu.”
- “Kıbrıs Savaşı'ndan bu yana yani 1970'lerin ortalarından bugüne gelene kadar bir devlet politikası olarak savunma sanayine yapılan yatırımların ne kadar önemli olduğunu görmüş bulunmaktayız. Ve bu dönem içinde görev alan bütün hükümetleri de tebrik etmek, kutlamak isteriz. Bu bir ülke politikasıdır, bu bir devlet politikasıdır. CHP olarak savunma sanayinin gelmiş olduğu yeri önemli buluyoruz ve bundan sonraki süreçte de destekliyoruz.”
- “NATO zirvesinin hem içerikle ilgili tartışmaları hem de sonuç bildirgelerine baktığımız zaman Türkiye açısından bazı risklerin olduğunu da görmek mümkün. Bu riskleri iki başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan biri; ilk defa bir NATO belgesinde İran'ın yer alıyor olması; aynı şey Rusya bakımından, yani Ukrayna - Rusya savaşı bakımından da söz konusu.”
- “Avrupa Parlamentosunun Kıbrıs Barış Harekâtı esnasında Türkiye Cumhuriyeti askerlerine yönelik olarak kullandığı dil ve açıklamış olduğu raporu da şiddetle kınadığımızı belirtmek istiyorum.”
- “1 Temmuz itibariyle asgari ücretin, memur maaşlarının, SGK emeklilerinin ve memur emeklilerinin maaşlarının yüzde 60 oranında artırılmasının zorunlu olduğunu değerlendiriyoruz.”
- “15 ilimizde görevlendirme yaptık. 7 ilimizi de görevden almış, örgütü fes etmiş bulunuyoruz. Ve üç tane de ihracımız var.”
- “Bir mahkemede en önemli hak savunma hakkıdır. Savunma hakkının istenilen kadar, istenilen sürede karşı tarafa verilmesi gerekir. Dolayısıyla Sayın İmamoğlu'nun savunmasının sadece belli bir süreyle sınırlandırmış olmasını doğru bulmuyoruz.”
- “Burada bir komisyon oluşturduk. Çok ciddi iddialar var belediye başkanlarımızla ilgili, başka partililerimizle ilgili. Bu iddiaların ne kadarının gerçek olduğunu, ne kadarının içeriğinin doğru olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapıyoruz dosya dosya. Geçen hafta çalışmaya başladı komisyonumuz, önümüzdeki günlerde bu raporlar olgunlaştıkça bu belediye başkanlarımızla ilgili CHP’nin raporları ve fikirleri de, politik duruşları da ortaya çıkacak. Birkaç haftaya kadar dosya dosya bizim değerlendirmelerimizi duyacaksınız.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yönetim Kurulu, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında yoğun bir gündemle toplandı. Toplantının ardından kameraların karşısına geçen Parti Sözcüsü Müslim Sarı; Ankara'da gerçekleştirilen tarihi NATO zirvesinin perde arkasını, dar gelirlilerin maaş düzenlemelerine ilişkin önerileri ile CHP’deki görevden alma, atama ve disiplin süreçlerini kamuoyuyla paylaştı. CHP Sözcüsü Sarı şunları söyledi:
Sayın basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle biraz gecikme oldu özür dilerim. 17.00 olarak duyurulmuştu ama MYK gündemi biraz yoğundu. Dolayısıyla bütün konuları toparlamadan aşağıya inmeyi de doğru bulmadım size daha içerikli ve hemen hemen bütün gündemi özetleyen bir açıklama yapmak üzere. Gündem de yoğun olunca biraz sarkmış oldu, bir saat kadar gecikmeli başlıyoruz, bu konuyla ilgili özür dilemek isterim birinci olarak.
İkincisi; sevgili basın mensupları, yine MYK'mızda yapmış olduğumuz değerlendirmeler daha önce de aynı sistematikle bilgi aktarımları çerçevesinde yaptığım gibi iki başlık altında değerlendirme süreçlerimiz oldu. Bunlardan ilki yine ülke gündemine ilişkin. Bildiğiniz üzere bu hafta iki tane önemli gündemimiz vardı. Bunlardan biri NATO zirvesi ve NATO zirvesi çerçevesinde ortaya çıkan gelişmeler ve tartışmalar. Bir diğeri de bildiğiniz üzere enflasyon rakamları 6 aylık bir dönemde tamamlandığı için geniş toplumsal kesimlerin, asgari ücretlinin, emeklinin, toplumun geniş kesimlerinin ücret zammı, maaş zammı talepleri var. Bu talepleri de yine etraflı bir biçimde MYK'mızda değerlendirdik. Onun dışında ikinci başlık da yine partimizin kendi iç meseleleri, bununla ilgili düzenlemeler, kendi iç meselelerimizle ilgili tartışmalar ve değerlendirmeler oldu. Dolayısıyla ben bu bilgi akışını da yine bu iki başlık altında ve bu iki çerçevede sizlerle paylaşmak istiyorum.
“ANKARA’DAKİ ZİRVE NATO 3.0 DEĞİL, NATO 2,5’TUR; TEHDİT ALGISI BELİRSİZ BIRAKILMIŞTIR”
Bildiğiniz üzere NATO zirvesine ev sahipliği yaptı Türkiye, Ankara. Çok önemli bir zirveydi. Zirvenin sonuç bildirgesi yayınlandı. Zirveyle ilgili bir yığın değerlendirme yapıldı, ancak ilk elden şunu söylemek mümkün; Ankara'da gerçekleşmiş bu zirvenin beklenilenden daha önemli olduğuna ilişkin algıların biraz yetersiz kaldığını değerlendirdik. Dolayısıyla burada her ne kadar NATO 3.0 gibi bir şey bize söylenmişse de aslında bu NATO 3.0 değil NATO 2,5'tu. Çünkü geçmişteki NATO zirveleriyle, özellikle bundan önceki NATO'nun hem kuruluş zirvesi, kuruluş toplantısı, kuruluş anlaşması, hem soğuk savaşın sona erdiği 1990’daki tehdit algıları, tehdit algılarının değişmesi ve gelişmesiyle karşılaştırılabilen bir NATO toplantısı oldu. Ama içeriğe baktığımız zaman aslında tehdit algılamasının NATO açısından belirsiz bırakıldığı; Asya Pasifik, örneğin Çin Halk Cumhuriyeti'nin NATO nihai belgesinin içinde yer almadığını, dolayısıyla tehdit algıları üzerinden NATO'nun 3.0'a geçtiği bir toplantı olduğu şeklindeki değerlendirmelerin yetersiz kaldığını görüyoruz. Bildiğimiz üzere daha önceleri Akdeniz Diyaloğu gibi ya da İstanbul'da İstanbul İşbirliği Girişimi gibi NATO dışındaki ülkelerle işbirlikleri, işbirliği modelleri, işbirliği örgütlenmeleri gerçekleşmişti. Ancak burada NATO açısından asıl tehdit Asya Pasifik olduğu halde sadece buradaki dört devletin toplantıya çağrılması ancak bu tehdit üzerinden, bu asıl tehdit üzerinden NATO'nun herhangi bir birlik, işbirliği modeli kurmadığını görüyoruz. Bu olsa olsa bundan sonraki zirvelere hazırlık zirvesi olabilir. Dolayısıyla NATO 3.0 demek bu zirve için, bu zirvenin nihai sonuçları açısından kanaatimizce mümkün değildir.
“SAVUNMA SANAYİSİNDEKİ DEVLET POLİTİKASINI DESTEKLİYORUZ; ANCAK ZİRVEDE CİDDİ RİSKLER VAR”
Öte yandan Türkiye açısından bu NATO zirvesinin riskleri de olmuştur, kazanımları da olmuştur. Bunu da biz MYK'mızda değerlendirdik. Türkiye açısından en önemli kazanımı hiç kuşku yoktur ki, savunma sanayi alanında Avrupa Birliği ülkeleriyle yapılacak işbirlikleri. Burada şunu söylemek gerekir. Türk Savunma Sanayi'nin özellikle insansız savaş araçları açısından gelmiş olduğu seviyenin aslında ne kadar önemli olduğunu bu zirvede teyit etmiş olduk. Avrupa'nın güvenliği olmadan, NATO'nun güvenliğinin olamayacağı, Türkiye'nin güvenliği olmadan ve savunma sanayinde Türkiye kazanımlarının Avrupa güvenliğinin bir parçası haline dönüştürülmeden de bir NATO güvenliği ve Avrupa güvenliği olamadığı teyit edilmiş oldu. Birlik ülkelerinin birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri kısıtlamaların ve kotaların kaldırılması, özellikle Avrupa Birliği'nin kendi güvenlik ihtiyaçları açısından yapacağı harcamalarda Türk şirketlerinin, Türk Savunma Sanayi şirketlerinin önemli bir yer ve rol elde edecek olmasının da önemli bir kazanım olduğunu değerlendiriyoruz.
Bu vesileyle Kıbrıs Savaşı'ndan bu yana yani 1970'lerin ortalarından bugüne gelene kadar bir devlet politikası olarak savunma sanayine yapılan yatırımların ne kadar önemli olduğunu görmüş bulunmaktayız. Ve bu dönem içinde görev alan bütün hükümetleri de tebrik etmek, kutlamak isteriz. Bu bir ülke politikasıdır, bu bir devlet politikasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak savunma sanayinin gelmiş olduğu yeri önemli buluyoruz ve bundan sonraki süreçte de destekliyoruz. Türkiye açısından da stratejik olarak çok önemli bir kazanım olduğunu değerlendirmiş olduk.
“SAVUNMA SANAYİSİNDEKİ DEVLET POLİTİKASINI DESTEKLİYORUZ; ANCAK ZİRVEDE CİDDİ RİSKLER VAR”
Öte yandan birkaç tane konu var ki; bu birkaç tane konuda bu NATO zirvesinin hem içerikle ilgili tartışmaları hem de sonuç bildirgelerine baktığımız zaman Türkiye açısından bazı risklerin olduğunu da görmek mümkün. Bu riskleri iki başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan biri; ilk defa bir NATO belgesinde İran'ın yer alıyor olması. Özellikle İran'ın Hürmüz Boğazı’nın ve Basra Körfezi'nin seyrüsefer güvenliği ve İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olamayacağına ilişkin atfın yer aldığını görüyoruz. Bunun Türkiye açısından riski şudur, şöyle bir değerlendirme yaptık: İleride, önümüzdeki günlerde bu gerekçelerle İran'a bir NATO operasyonu söz konusu olduğunda Türkiye Cumhuriyeti'nin pozisyonu ne olacak? Dolayısıyla bugüne kadar İran'la kurmuş olduğumuz ilişki; özellikle bu krizde hem diplomatik ilişki, hem kolaylaştırıcılık, hem tarafsızlık gibi Türk dış politikası açısından önemli olan ve bizim de önemli bulduğumuz, bölge istikrarı açısından da önemli bulduğumuz bu durumun böyle bir operasyon, olası operasyon ya da böyle bir olası durum karşısında riske atıldığı bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Hakeza aynı şey Rusya bakımından, yani Ukrayna - Rusya savaşı bakımından da söz konusu. Yine sonuç bildirgesine baktığımızda Ukrayna'ya doğru NATO'nun pozisyonunun biraz daha netleştiğini hatta bununla ilgili bazı askeri, mali yardımların kayıt altına alındığını görüyoruz. Yine burada da Türkiye'nin diplomasiyi, bu savaşta diplomasiyi çalıştırma, kolaylaştırıcılık rolü gibi tarihsel misyonlarıyla ya da bugüne kadar geliştirdikleri yaklaşımlarla çelişkili bir durum olabilme ihtimali vardır, bölgede Rusya'yla biraz daha karşı karşıya kalma ihtimali vardır. Bunlar bizim risklerimiz.
“F-35, KAAN MOTORU VE GSYH’NİN %5’İ KADAR SAVUNMA HARCAMASI TALEBİ MALİ DENGEYİ SARSAR”
Öte yandan Türkiye açısından son derece önemli olan CAATSA yaptırımları, F-35 ve KAAN motorları meselesinde de her ne kadar güzel sözler duymuş olsak da bu işin çok somutlaşmadığı ve netleşmediğini de görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı gelirken CAATSA yaptırımlarını istemediğini söyledi, giderken de henüz karar vermediğini söyledi. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Amerika açısından özellikle bu savunma sanayi konularında ve savaş araçları konusunda çok ciddi bir bürokrasi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda yani hem temsilciler meclisi, hem senato, hem de komisyonlar bakımından ve aynı zamanda Kasım ayında bir Amerika seçimlerinin olacağını düşündüğümüzde bu döneme kadar geçen süre içerisinde Türkiye'nin bu konuyu çok yakından takip etmesi elzemdir ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak da bunun takipçisi olacağız.
Yine bizim açımızdan önemli olan bir başka konu, bu savunma sanayi harcamalarının, üye ülkelerin milli gelirinin yüzde 5'ine kadar çıkartılması meselesidir. Bunların tabii orta ve uzun vadede Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin mali dengeleri açısından ciddi sıkıntılar yaratabilme riski vardır. Bizim yapmış olduğumuz hesaplara göre bu yüzde 5 hedefini tutturabilmek için Türkiye'nin mevcut savunma harcamalarının üzerine yaklaşık 50 milyar dolarlık daha savunma harcaması yapması gerekir. Bu batı ülkeleri için sosyal devletin bazı olanaklarının tasfiyesine neden olurken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından da özellikle altyapı yatırımlarının, insan kaynağına dönük yatırımların bütçede ciddi sınırlandırmayla karşı karşıya bırakma ihtimali bulunmaktadır. Bunlar da bizim risklerimiz olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu arada bu vesileyle Avrupa Parlamentosunun Kıbrıs Barış Harekâtı esnasında Türkiye Cumhuriyeti askerlerine yönelik olarak kullandığı dil ve açıklamış olduğu raporu da şiddetle kınadığımızı belirtmek istiyorum.
“ASGARİ ÜCRET 45 BİN, EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI AÇLIK SINIRI SEVİYESİ OLAN 35 BİN LİRA OLMALIDIR”
Onun dışında sevgili basın mensupları, geçen haftaki toplantıda da biraz üzerinde durduk ama bu toplantımızda biraz daha belirginleşti. Türkiye'de mevcut enflasyon hedefleri ve gerçekleşmeleri karşısında ilk 6 ayı tamamladığımız bir dönemde- ki 6 aylık enflasyon yüzde 18- geniş toplumsal kesimlerin çok ciddi maaş zammı beklentileri var. Bu maaş zammı beklentilerinin AKP tarafından yeterince karşılanmadığına da şahit oluyoruz. Şimdi şöyle bir değerlendirme yaptık biz. Bir defa asgari ücret bakımından mutlaka ve mutlaka yeni bir ücret rejimine geçmek gereklidir. Yani enflasyon rakamlarına bakıp işte yüzde 18 enflasyon gerçekleşti, yılbaşında ne vermiştik, sonraki 6 ayda ne yapacağız biçimindeki yaklaşım yetersiz kalmaktadır. Türkiye'nin mevcut koşulları ve şartları asgari ücretin en az 45 bin lira seviyesine çıkartılmasını zorunlu kılmaktadır. Biz 1 Temmuz itibariyle 28 bin lira civarında olan asgari ücretin en az yüzde 60 oranında arttırılarak 45 bin lira seviyesine çıkartılmasını bir politika önerisi olarak değerlendirdik ve tartıştık. Diğer ücretlerinde; yani memur maaşlarının, SGK emeklilerinin ve memur emeklilerinin maaşlarının da buna paralel bir biçimde bu 6 aylık dönem içinde yine yüzde 60 oranında artırılmasının zorunlu olduğunu değerlendiriyoruz.
Şimdi tabii en büyük tartışmalar ülkedeki en düşük ücret, özellikle en düşük emekli ücreti üzerinden yürüdüğünü görüyoruz. 20 bin liraya muhtaç edilmiş olan yaklaşık 4 milyon insan var ve bu 4 milyon insanın ücretlerinin ne kadar artırılacağı önemli bir tartışma konusu oldu. Yine parlamentoda bir yasa hazırlığı içinde olunduğunu biliyoruz. Bu yasa hazırlığı 24 bin liraya bile ulaştırmıyor bu en düşük emekli maaşını. Bizim önerimiz Türkiye'deki en düşük emekli maaşının hiçbir koşulda asgari ücretin yüzde 70'inin altına düşmemesidir. Dolayısıyla 45 bin lira civarında belirlediğimiz ikinci 6 ay için asgari ücretin yüzde 70'i olan 32 bin lira seviyesinin en az Türkiye'de en düşük emekli maaşı olması gerektiğini değerlendiriyoruz. Bu da en düşük emekli maaşının yüzde 60 oranında artırılması anlamına geliyor. Ancak ülkedeki açlık sınırı eğer en düşük emekli maaşından daha üstte ise ki bu örnekte öyle, onun o seviyeye doğru çekilmesi gerektiği bizim önerimiz. Yani dolayısıyla bugün 35 – 36 bin lira civarındaysa 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı Türkiye'deki en düşük ücretin de yani en düşük emekli maaşı ücretinin de bu seviyelere, 35 bin lira seviyesine çıkartılmasını öneriyoruz. Önümüzdeki günlerde bununla ilgili daha ayrıntılı çalışmalarımız olacak. Bunu da bir kampanyaya çevirerek Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni ücret rejimi ve yeni ücret önerisi olarak geniş kitlelerle paylaşma şansına sahip olacağız.
“ADAY BULUNAMIYOR YAYGARASI ASILSIZDIR; İNCE ELEYİP SIK DOKUYARAK 15 İLE ATAMA YAPTIK”
Bunun dışında arkadaşlar, bu genel ülke gündemine ilişkin tartışmalar dışında kuşku yok ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi iç süreçlerine ilişkin değerlendirmeler yapma fırsatı da bulduk. Burada öncelikle örgütlerimize ilişkin bir değerlendirme yaptık. Bildiğiniz üzere daha önce bazı örgüt başkanlarımızın, il başkanlarımızın, bazı ilçe başkanlarımızın; hem partinin kurumsal kimliğini zedeleyen iş, eylem ve davranışları sebebiyle hem de özellikle bu mutlak butlan süreci içerisindeki tutumları sebebiyle birlikte çalışamayacağımızı değerlendirerek bir görevlerine son verme, yollarımızı ayırma süreci yaşamıştık. Yaklaşık 22 il başkanlığımızda bir boşluk oluşmuştu ve bu boşlukların doldurulabilmesi için buralara atamalar yapılması bizim MYK'mızın ana gündem maddelerinden biriydi. Özellikle il başkanlarımızı ve il yönetimlerimizi görevden aldıktan sonra buralarda bize gelen talepleri çok ince bir şekilde ince eleyip sık dokuyarak bir değerlendirme yapmak üzere birer haftalık boşluklar bırakıyoruz. Fakat bu öyle anlaşılıyor ki bazı çevreler tarafından yanlış anlaşılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nin çeşitli illerde örgüt yöneticisi bulamadığı, il başkanı atayamadığı, o yüzden buraları boş bıraktığına ilişkin bir yaygara var. Oysa gerçek bu değil. Bizim her ilde en az 7 - 8 tane il başkanı adayımız var. Bu adaylarımızı biz süzgeçlerden geçiriyoruz. Bunlarla mülakatlar yapıyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin MYK'sında konsensüs oluşturarak, oradaki arkadaşlarımızın da fikirlerini alarak bu atamalarımızı gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla buradaki zaman farkı tamamen bundan kaynaklanmaktadır. Nitekim bu 21 - 22 ilimizin yaklaşık 15 tanesinde yönetimlerimizi belirlemiş bulunuyoruz. İl başkanlarımızı belirlemiş bulunuyoruz. Bu il başkanlarımızın atamalarını bugün gerçekleştirdik. Bununla ilgili şöyle kısaca sayacak olursam; Bitlis ilimiz için, daha önce boş bırakılan ilimiz için Maarif Kızılağaç arkadaşımızı il başkanı olarak atamış bulunuyoruz, Aksaray için Cansu Bülbül arkadaşımızı, Bilecik için Kazım Yağmur arkadaşımızı, Denizli için Ayhan Oral arkadaşımızı, Diyarbakır için Sertaç Eke arkadaşımızı, Ağrı için İbrahim Varol arkadaşımızı, Iğdır için Halil İbrahim Artantaş arkadaşımızı, Kırıkkale için Mustafa Demirel arkadaşımızı, Manisa için Engin Uzun arkadaşımızı, Muğla için Halil Karahan arkadaşımızı, Muş için Sertaç Demirel arkadaşımızı, Nevşehir için Tayfun Ceyhan arkadaşımızı, Yozgat için Kazım Eliaçık arkadaşımızı ve Tekirdağ için Erdoğan Kaplan arkadaşımızı il başkanı olarak atamış bulunuyoruz. Yani 15 tane ilimizde il başkanı olarak bir görevlendirme yapmış bulunuyoruz. Dolayısıyla önceki 22 ilimizde 15'inde atama yaptık, 7 ilimizi de yine önümüzdeki hafta değerlendireceğiz.
7 İL ÖRGÜTÜ DAHA FESHEDİLDİ; 3 İSME KESİN İHRAÇ İSTEMİ
Onun dışında görevden aldığımız illerimiz oldu. Yine daha önce yapmış olduğumuz değerlendirmelerle paralel bir biçimde; Afyonkarahisar ilimizi ve merkez ilçemizi, Giresun ilimizi yani il başkanımızı, il yönetimimizi, disiplin kurulumuzu ve merkez ilçe başkanımızı, merkez ilçe yönetimimizi, Trabzon ilimizi ve Ortahisar yani merkez ilçe olan Ortahisar ilçemizi, Yozgat ilimizi ve il yönetimimizi, Burdur ilimizi ve il yönetimimizi, Aydın ilimizi ve il yönetimimizi ve Tekirdağ ilimizi ve il yönetimimizi yani 7 tane ilimizi de görevden almış, örgütü fes etmiş bulunuyoruz.
Onun dışında üç tane de ihracımız var. Daha önceki dönem İzmir il başkanlığımızı yürütmüş ama son bundan önceki MYK'larda görevden alınmış Çağatay Güç arkadaşımızı tedbirli bir biçimde Yüksek Disiplin Kuruluna sevk etmiş bulunuyoruz kesin ihraçla. Yine aynı şekilde Giresun ve Trabzon il başkanlarımızı da bu şekilde böyle bir değerlendirmeyle kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kuruluna tedbirli biçimde sevk etmiş bulunuyoruz.
Dolayısıyla arkadaşlar özetlemek gerekirse, yaklaşık sayıları tekrar vermem gerekirse 15 ilimizde görevlendirme yapmış olduk, 7 ilimizde de il başkanlarımızı ve yönetimlerimizi görevden almış olduk. Önümüzdeki döneme ilişkin peyderpey değerlendirmelerimiz devam edecek.
Benim şimdilik MYK gündemine ilişkin; hem ülke gündemine, hem de parti gündemine ilişkin değerlendirmelerim ve aktaracağım bilgiler bunlar. Onun dışında sorularınız varsa cevaplandırmaya çalışayım.
Soru- NNC Haber Ankara temsilcisi Turabi Küçük. Efendim ABD eski başkanları Türkiye'ye geldiği zaman hem Türkiye toplumunu, halkının hem de kurucu liderin doğal olarak saygısını göstermek üzere Anıtkabir’e gider ziyaret ederlerdi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve aynı zamanda da anı defterini imzalarlardı. Bu kez Donald Trump geldi. Önce gideceği söylendi fakat sonradan gitmeyeceğine karar verdi ve gitmedi. Bununla ilgili de iktidardan herhangi bir itiraz veya bir eleştiri gelmedi. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Teşekkür ederim.
Müslim Sarı- Evet, yabancı ülke devlet başkanlarının Türkiye'yi ziyaretlerinde Anıtkabir’i ziyaret etmeleri bir gelenektir. Anıtkabir’i ziyaret etmek sadece bir devlet başkanının mozolesini ziyaret etmekten öte bir anlam taşır. Hem Atatürk'ün konumu açısından hem bu coğrafyada hem de dünyadaki önemi açısından bu böyledir. Bir semboldür Mustafa Kemal Atatürk. Dolayısıyla devlet başkanlarında da böyle bir hassasiyet oluşmuştur. Ama bu kez bu gerçekleşmedi. Esasen ilk başta böyle bir değerlendirme yapılmıştı. Biz de basından okuduk. Yani Anıtkabir ziyaretiyle başlayacaktı Türkiye'deki çalışmalarına ama bu gerçekleşmedi. Yani bunu ben bir eksiklik olarak görüyorum. Yani Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ya da herhangi bir devlet başkanının Türkiye'ye geldiğinde Anıtkabir’i ziyaret etmemesini Türkiye ziyaretleri açısından çok önemli bir eksiklik olarak görürüm. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk Türkiye'nin ötesinde bir değer. Dolayısıyla biraz önce sizin söylediğiniz gibi Türk toplumunun duyguları açısından da son derece önemlidir. Bu konuyu tabii devlet başkanlarının programlarına hakimdir, onların kendi değerlendirmeleridir. Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak yani muhalefet partisi, ana muhalefet partisi olarak bunu isterdik. Nitekim hükümetten de bu konuyla ilgili herhangi bir eleştiri gelmedi. Ancak bu devlet başkanlarının yine kendi değerlendirmeleriyle ilgili bir konu. Bunu büyük bir eksiklik olarak görüyoruz.
Soru- İBB davasının 9 Mart'ta başlayan ilk duruşması iki gün önce sona erdi ve son iki haftadır savunma sürelerinin kısıtlandığı yönünde bir tartışma yürütülüyordu. 143 eylemle suçlanan Ekrem İmamoğlu da bir günde savunmasını tamamlaması isteğine itiraz ettiğinde susma hakkını kullandı diye mahkeme tarafından zapta geçirildi. Bir yandan da siz hem bu il örgütlerine yönelik süreçler, milletvekillerine yönelik disiplin süreçleriyle kurultay davalarıyla ve belediyelerde yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelen şaibe olduğunu düşündüğünüz isimler için bir arınma süreci bahsettiğinizi ifade ediyorsunuz. Hatta milletvekilleri disipline sevk edilirken de aklanıp gelsinler yönünde bir ifadeniz de olmuştu Sayın Sarı. Bu koşullarda özellikle İmamoğlu’nun bu haftaki mahkemede yaşananlarda değerlendirildiğinde adil yargılama yapıldığını düşünüyor musunuz? Suçlanan partililerinizin bu mahkemelerde aklanabileceğini düşünüyor musunuz? Teşekkür ederim.
Müslim Sarı- Teşekkür ederim. Savunma hakkı kutsaldır elbette. Bir mahkemede en önemli hak savunma hakkıdır. Savunma hakkının istenilen kadar, istenilen sürede karşı tarafa verilmesi gerekir. Dolayısıyla Sayın İmamoğlu'nun savunmasının sadece belli bir süreyle sınırlandırmış olmasını doğru bulmuyoruz. Kendisi susma hakkını kullandı ama önümüzdeki günlerde yine bu savunmasını yapacaktır.
Öte yandan bizler burada bir komisyon oluşturduk bildiğiniz üzere. Çok ciddi iddialar var belediye başkanlarımızla ilgili, başka partililerimizle ilgili. Bu iddiaların ne kadarının gerçek olduğunu, ne kadarının içeriğinin doğru olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapıyoruz dosya dosya. Yani şöyle bir şey içinde değiliz; toptancı bir biçimde reddeden, bunların hiçbirisi yokmuş diyen ya da bunların hepsi doğrudur, bu mahkemeler adil bir yargılama yapacaktır gibi toptancı yaklaşımlar içinde değiliz. Ancak biz de içerik analizleri yapıyoruz. Bakıyoruz. Bu konuyla ilgili isnat edilen suçlara bakıyoruz. Oluşturduğumuz komisyon, dosya dosya bu meseleleri inceliyor. Geçen hafta çalışmaya başladı komisyonumuz, önümüzdeki günlerde bu raporlar olgunlaştıkça bu belediye başkanlarımızla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi'nin raporları ve fikirleri de, politik duruşları da ortaya çıkacak. Birkaç haftaya kadar dosya dosya bizim değerlendirmelerimizi duyacaksınız.
Teşekkür ederim arkadaşlar.
03.04.2022